Danny Weber
10:09 14-11-2025
© A. Krivonosov
Xiaomi telefonlarının fiyat-performans gücünü, HyperOS’teki reklamlar, ön yüklü uygulamalar, model adı karmaşası ve Leica ortaklığıyla birlikte ele alıyoruz.
Xiaomi, güçlü donanım, ileri teknoloji ve erişilebilir fiyatları harmanlayarak yıllar içinde geniş bir hayran kitlesi oluşturdu. Telefonları kendi sınıfında çoğu zaman en iyi fiyat-performans seçenekleri arasında anılıyor; ancak markanın bazı alışkanlıkları, sadık kullanıcıları bile sınayabilen küçük tuhaflıklar olarak algılanıyor.
En çok tartışılan konulardan biri, HyperOS’e gömülü reklamların varlığı. Sistem uygulamalarında ve ayarlar içinde beliren bu öğeler, mahremiyet ve kontrol hissini aşındırıyor. Resmi gerekçe, bu entegrasyonların fiyatları aşağıda tutmaya yardımcı olduğu yönünde; pratikte ise birçok kişi telefonunun kısmen bir reklam alanına dönüştüğü izlenimini ediniyor. Afişleri kapatma seçeneği var, fakat menülerin derinliklerine gizlenmiş olması, sanki bilinçli bir sürtünme yaratılıyormuş duygusunu bırakıyor ve uygun fiyat ile gizli tavizler arasındaki ince çizgiyi belirginleştiriyor.
Yeni bir Xiaomi telefonunu açanlar, çoğu kez önceden yüklenmiş yazılımların kalabalığıyla karşılanıyor. Ana ekran daha ilk anda oyunlar, iş ortaklarının servisleri ve sistem “önerileri”yle dolu geldiğinde, ilk heyecan kolayca sönümlenebiliyor. Bazıları silinse bile, benzer uygulamaların bir güncelleme sonrasında sessizce geri döndüğü oluyor. Xiaomi açısından bu yöntem maliyeti kırpmanın bir yolu; kullanıcılar içinse kişisel alana müdahale gibi hissettirebiliyor. Meraklı topluluk, fazlalıkları güvenle ayıklamaya yarayan araçlar geliştirerek karşılık veriyor; bu da markanın tabanının ne kadar dirençli olduğunu hatırlatıyor.
Xiaomi’nin ürün ailesi uzun süredir espri konusu. Deneyimli yorumcular bile Redmi Note, Xiaomi T serisi ve POCO arasındaki farkları anlatırken iç çekecek noktaya gelebiliyor. Bu yaklaşım kafa karıştırsa da, şirketin pazara göre özünde aynı telefonu farklı isimlerle sunmasına imkan tanıyor. Çoğu alıcı için bu pratik bir bulmacaya dönüşüyor: Çin’de bir adla satılan cihaz, Avrupa’da bambaşka bir etiketle görülebiliyor. Zaman zaman mağaza çalışanlarının bile yeni bir indeksin gerçekte neyi sakladığını hızla çözmekte zorlandığı oluyor.
Xiaomi küresel pazarlara açılırken, kıtlık duygusu yaratmak için süreyle sınırlı kampanyalara ağırlık verdi. Strateji ilk başta harika işledi, ancak zamanla itibar zedelenmeleri yaşandı. Birleşik Krallık’ta, çok konuşulan 1 sterlinlik bir kampanyada yalnızca birkaç telefonun sunulması, alışveriş yapanlar için talebi yönlendirme tartışmalarının simgesi haline geldi. Şirket o günden bu yana bu tür numaraları daha seyrek kullanıyor, fakat bu anı markanın imajına hâlâ yapışıp kalmış durumda.
Xiaomi’nin Leica ile ortaklığı, mobil fotoğrafçılığı yükseltme ve amiral gemilerine belirgin bir karakter kazandırma iddiasını ortaya koydu. Kameralar daha ifadesi güçlü, sanatsal kareler üretmeye başladı; ancak Leica’nın katkısının boyutuna dair tartışmalar dinmiş değil. Şüpheciler, Leica’nın LUX uygulamasının yalnızca iPhone kullanıcılarına sunulmasına dikkat çekiyor; görmezden gelmesi güç bir tezat. Yine de bu birliktelik, Xiaomi’nin “bütçe” etiketinin ötesine geçme isteğini açıkça işaret ediyor.
Xiaomi, erişilebilir fiyat ile etkileyici yetenek dengesini kurma konusunda hâlâ usta. Telefonları pazardaki en güçlü değer önerileri arasında yer almaya devam ediyor; ancak bu cazibe, sabırlı kullanıcıları bile rahatsız edebilecek nüanslarla birlikte gelebiliyor. Bundan sonrası, yüksek değerin konfor veya alıcının adil muamele algısı pahasına olmak zorunda olmadığını şirketin ne ölçüde kanıtlayabileceğine bağlı olacak.